Sabah bizi Kayra uyandırdı,yoksa işe geç kalacaktık.Kahvaltı yapmaya vakit yoktu, apar topar Kayra'nın eşyalarını ve kahvaltısını hazırlayıp anneannesine teslim ettik ve koştura koştura işe geldik.Yoldan börek aldık kahvaltı yerine geçsin diye.Hiç sevmediğim şey ayaküstü atıştırıp kahvaltı niyetine bişeyler yemek. İş günü de olsa, "ev günü" :) de olsa o kahvaltı sofrasına oturmalıyım, peyniri bol,ekmeği az, iki kaşık bal, domates (gerçi kışın ağzıma sürmüyorum tadı olmuyor diye), salatalık ,2 zeytin,belki bir yumurta yiyip, koyu çayımı demlene demlene içmeden ne evde ne işte benden hayır gelmiyor.İşte şimdi bile başım hafif hafif ağrıyor evde demlenemediğim için.Bazılarınız "ne nanemolla" diye içlerinden geçirse de, n'apayım,benim de günün en keyif aldığım zaman parçası kahvaltı sırası.
Böreği yerken içimden geçiriyorum; "akşam spor var,keşke şu yağlı böreği alma gafletinde bulunmasaydı eşim, şimdi itiraz etsem "aksilik yapma" diye laf işitcem, en iyisi yiyeyim ve yediğimi unutayım:)" ama ben unutsam da bünyem unutmuyor ve fazlasıyla ödetiyor bunu. Ayrıca spora bu akşam gitme konusunda da kararsızım, yok yanlış anlamayın kaytarıyor falan değilim, neredeyse bir haftadır nezleyim ve hala tam iyileşebilmiş değilim. İnsan hiç spordan çıkınca üstünü değiştirmeden terli terli ve akşamın köründe mont bile giymeden arabaya kadar yürüyüp eve gider mi? Ben aynen öyle yaptım ve bedelini de hala ödüyorum. O yüzden kararsızım tam toparlanamadan devam etsem mi diye.
Oğluşuma biraz önce ilk yılbaşı hediyesini aldık eşimle. Şu reklamlarda çıkan tutunarak yürünen ve kapatınca da bisiklet olan oyuncak var ya,onu aldık.Ama kullanabilecek mi kararsız kaldım. Biraz daha zamanı var gibi, deneyeceğiz bakalım.Alçin'in de hediyesi hazır,yarın doğum günü.
Aslında yılbaşı geceleri buruk geçer benim için.Çok mutlu olarak karşıladığım söylenemez,sanki bir evden yeni bir eve taşınırken ya da uzak bir şehirde ziyaret ettiğim bir dostumdan ayrılırken veya çok sevdiğim ve bende hatırası olan minicik bir objeyi kaybettiğimde yaşadığım burukluğa benzer bir his uyandırıyor bende. Saçma,biliyorum, ama elimde değil, bir kapı kapanıyor sanki "gümmm" diye ve arkasında ne olduğunu bilmediğim yeni bir kapı açılıyor meçhule doğru, ben ortada kalakalmışım öylece ne yapacağımı bilmeden, ağır ve temkinli adımlarla bir yaş daha yaşlanmış bir şekilde ilerlemeye başlıyorum istemeye istemeye. 31 Aralık gecesi saat 23:59 hiç geçmesin de hep o yılda kalalım,olmaz mı? Sanki değişen ne olacaksa bir dakika sonra?
O geceye dair sevdiğim şeylerse; özene bezene hazırlanmış yılbaşı sofrası, süslenip evin bir köşesine yerleştirilmiş sembolik bir çam ağacı, birbirimize vereceğimiz minik hediyelerin heyecanı, tabii ki bozuk paraların ortalarda dolandığı tombala, sıcak şarap, kestane kebap, (keşke yağsa) lapa lapa kar,ertesi günkü tatil, dostlarla muhabbet...
Son söz: Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister içmek bahane,muhabbet şahane....


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder