28 Aralık 2010 Salı

Gücü yeten yetene...

"Yaa anneciğim,ne olur bi rahat ver de ben iki cümle yazayııım..." derken mutfaktan salona (tabii yürüteçle) gidiyordu ki... işte yine geliyoooor ve mmmmm mmmm yani "bilgisayarı istiyorum" nidalarıyla savaşımız tekrar başlıyor. Yok,böyle biraz zor olacak,hergün bişeyler karalayım diye düşünüyordum ama galiba zor olacak bebeğimle bunu başarmam. Belki yatınca... Tabii bende hal kalırsa.
     Bugün "ev günüm",yani salı-perşembe evdeyim,pazartesi,çarşamba,cuma işte (işte ya da evde acil yetişecek bişeyler yoksa tabii).Oğlumla başbaşayız. Sabah babasıyla berbere gitti kerata.Perşembe akşamı kendisi Alçin'in birinci yaşgününe davetli de:) Öyle papaz gibi kafayla gidilmez di mi ama...Bu 6.traşımız olacak 11 ayda. Bugün 11 aylık olduk bu arada. Yaşımıza 1 ay kaldı. Berberden bir geldiler ki, o da ne? İki gözü iki çeşme ağlamış yavrucak. Bu berbere ilk gidişi,daha önce benim bayan kuaförüne gidiyordu da:) Adam bebemin dilinden anlamamış herhalde.Çok güzel traş etmiş ama hiç makbule geçmedi bizim için.Ağlata ağlata saç mı kesilirmiş? Oysa ki benim kuaförüm de erkek olmasına rağmen 3 sefer güle oynaya halletmişti bu işi. Baba ve erkek çocuk sahibi olmasının payının büyük olduğunu düşünüyorum. Tecrübe yani....
Dışarısı çok fena...Yağmurlu ve puslu. Kayra'yı yeni uyuttum. Kahvemi yanıma aldım ve dışarıyı seyrediyorum. Aklıma dün en yakın arkadaşımın anlattıkları ve bir çalışanımızın hafta sonu yaşadıkları geldi birden. İki kadın da eşinden şiddet görüyor. Biri Anadolu'nun küçük bir şehrindeki ilçede, diğeri İstanbul'un göbeğinde yaşıyor. Biri hala evli, diğeri boşanmış ama hala kurtulamamış eski eşinden. Biri ev hanımı, diğeri çalışıyor.İkisi de çocuklu,ikisi de sonuçta çareyi anne-babalarına sığınmakta bulmuşlar. Ne acı,onca emek,onca çaba ve evliliğin geldiği son ve en kötü nokta. Birinin üzerine çocuğunun gözü önünde kurşun yağdırılırken, diğerine bıçak darbeleri iniyor. O çocukların yaşadıklarını,hissettikleri korku ve çaresizlik hissini aklıma getirmek istemesem de yüreğim buruluyor,buruluyor,buruluyor,sıkışıp kalıyor,sanki atmak istemiyor. Acımasızlık, vicdansızlık, haksızlık, gücü yetenin yetmeyene yaptığı eziyet, insanın vahşi ve güdülmemiş duygularına ne olursa olsun hakim olamaması ya da olmak istememesi, ne derseniz deyin aklım almıyor yaşananları. Çaresi ise yok gibi.
Şimdi de akşama yapacağım tarhana çorbası geliyor birden aklıma. Eşim istemişti. Sofrada güle oynaya sıcacık çorbamızı içerken kimbilir nerelerde, hangi çocuklar şahit olacak şu kahrolası şiddete,beyinlerine işleyen derin yarayı kim,nasıl kapatacak ya da kapatabilecek mi? Korkudan açılmış o gözleri görmeye değil,hayal etmeye bile dayanamıyorum.İçim çooook acıyor,artık düşünmek istemiyorum.....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder